Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@RTEÜ, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Türk sofra kültürü ve Rize örneği
(Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Küçükyıldız, Damlanur; Safi, İhsan; Atnur, Gülhan
Türk sofra kültürü; sofra âdetleri, gelenekleri, araç-gereçleri ve sembolik özellikleriyle büyük bir inceleme alanı oluşturmaktadır. Bu çalışmada da Türk sofra kültürünün coğrafya, milliyetçilik, din vb. unsurlar etrafında şekillenen değişim ve dönüşümüne odaklanılmıştır. UNESCO'nun "Somut Olmayan Kültürel Miras" olarak tanımladığı "mutfak kültürü" etrafında oluşan ritüel alanları, çalışma içerisinde ele alınarak bu alanlarda oluşan kültürel unsurlar tespit edilmiştir. Türk sofra kültürü ele alınırken işlevsel halkbilimi kuramından hareket edilmiştir. Yapılan çalışmayla halk mutfağının mitoloji, destan, geleneksel tiyatro gibi ürünlere nasıl yansıdığı, bu ürünlerde hangi işlevlere sahip olduğunun saptanması da amaçlanmıştır. Çalışmanın alan araştırmasını ise Rize sofra kültürü oluşturmaktadır. Çalışmada yazılı kaynaklardan ve sahada derleme yapılan kaynak kişilerden elde edilen bilgiler doğrultusunda, mutfak tasarımı ve gereçleri, mevsimlik hazırlıklar, kiler kültürü, yemek kültürü, dışarıda yemek kültürü, lokantacılık, fırıncılık vb. meslek grupları, törensel yemekler ve sofra kültürünün halk edebiyatına yansımaları, yeme-içmeyle ilgili inanç ve uygulamalar ele alınmıştır. Ele alınan konu başlıkları içerisinde yöre mutfağında zaman içerisinde yaşanan değişimin kültürel boyutları da dikkatlere sunulmuştur. Sofra kültürü ele alınırken halkın yiyecekle olan ilişkisi de bu çerçevede "Rizeli olmak" üzerinden kültürel kimlik çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Almost f-maps and almost f-rings
(Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2021) Yılmaz, Emrah; Yılmaz, Ruşen
Bu çalışmada l-grupları ve l-halkalarının temel özellikleri ve l- grupları üzerinde tanımlı hemen hemen f-dönüşümlerinin literatürde yer alan önemli sonuçları irdelenerek herhangi bir hemen hemen f-dönüşümünün simetrik özelliği incelenmiştir. Ayrıca birim elemanlı bir hemen hemen f-halkası üzerinde tanımlı bir halka homomorfizmasının karakterizasyonu için yeter ve gerek koşullar araştırılmıştır. Bu tez dört bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde, temel tanım ve teoremler verilerek l-grupları ve l-halkalarının temel özellikleri, bunlar üzerinde tanımlanan çeşitli dönüşümler ve bazı önemli l-halka sınıflar tanımlanarak bazı temel özellikler incelenmiştir. İkinci bölümde, genel olarak Ben Amor ve Boulabler'in 2013 yılında basılan "Almost f-maps and almost f-rings" çalışması esas alınarak çalışmamızın temelini teşkil eden hemen hemen 𝑓-halkaları ve l-grupları üzerinde tanımlı hemen hemen f-dönüşümlerinin temel özellikleri işlenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, bu çalışmadan elde edilen sonuçlar verilmiştir. Son bölümde ise l- grupları üzerinde tanımlı hemen hemen f-dönüşümleri için önerilerde bulunulmuştur.
Hz. Fâtıma'nın hayatı, İslâm tarihindeki rolü ve Şiî gelenekte Hz. Fâtıma algısı
(Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Kenan, Hatice; Erkocaaslan, Recep
Hz. Fâtıma'nın hayatının, İslâm tarihinde oynadığı rolün ve Şiî gelenekte mevcut Hz. Fâtıma algısının ele alındığı bu çalışmada, onun hayatıyla ilgili ihtilaflı olan bilgiler, tarihî kaynaklara müracaat edilmek suretiyle incelenmiş ve tartışmalı olan konulara açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Onun, çocukluğundan vefatına kadar olan süre boyunca babasına ve onun davası için vermiş olduğu mücadeleye destek olduğuna dikkat çekilmiştir. Şiî kaynaklarda Hz. Fâtıma ile ilgili yapılan aşırı yorumlar incelenmiş, ilgili veriler Kur'ân-ı Kerîm ve ilk dönem kaynaklarıyla mukayese edilerek sahih bir bilgiye ulaşılmaya çalışılmıştır. Özellikle Şiî kaynaklarda yer alan, ilk dönem kaynaklarında, hatta kendi eserlerinde bile var olan bilgilerle çelişen ve İslâm geleneğiyle uygunluk arz etmeyen görüşlerin, mezhep ideolojisini besleyen bir takım uydurma haberler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İlgili verilerden yola çıkarak doğru bir görüş belirtmek suretiyle, tarih dışı bir Fâtıma algısının önüne geçilmeye çalışılmıştır. Böylece Hz. Peygamber'in "Ümmü Ebîha" diye vasfettiği kızı ve onun şahsiyeti hakkında en doğru bilgilerin aktarımına gayret edilmiştir.
Rüptüre abdominal aort anevrizması modelindeki iskemi reperfüzyon hasarında dexmedetomidine'iniskelet kası üzerine olan etkilerinin araştırılması
(Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2021) Yel, İbrahim; Karakişi, Sedat Ozan
Rüptüre abdominal aort anevrizması (RAAA) hastalarında, hemorajik şok tablosuyla birlikte, cerrahi sırasında uygulanan aort klempine bağlı olarak, iskemi-reperfüzyon kaçınılmaz olmaktadır. Bu çalışmamızda, yoğun bakım sürecinde çoğunlukla postoperatif dönemde analjezik ve sedatif etkileri nedeniyle kullanılan deksmedetomidinin, ratlarda deneysel olarak oluşturulan rüptüre abdominal aort anevrizma modelinde, alt ekstremite iskelet kası üzerindeki iskemi ve reperfüzyon etkilerini araştımak amaçlanmaktadır. Çalışmamıza Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Deney Hayvanları Etik Kurul Başkanlığı tarafından, 29.05.2020 tarihli 2020/21 nolu kararı neticesinde onay alınarak başlanıldı. Çalışmamızda 24 adet Sprague-Dawley cinsi 3-4 aylık ve 244 ± 32 g ağırlığında erkek ratlar 3 gruba ayrıldı, ilk grup kontrol grubu, ikinci grup iskemireperfüzyon (I/R) yapılacak grup, üçüncü grup ise I/R ve intraperitoneal deksmedetomidine (Dex) uygulanacak grup olarak belirlendi. Bu gruplarda deneysel rüptüre abdominal aort anevrizma modeli oluşturularak, işlem sonucunda 3 grubunda alt ekstremite iskelet kas preparatları karşılaştırıldı. Işık mikroskobisinde incelendiğinde kontrol grubunda normal nukleus ve miyofibril yapıları gözlemlendi. I/R grubunda piknotik çekirdek yapıları ve nekrotik miyofibril yapıları görüldü. Dex grubunda ise normal nukleus ve miyofibril yapılarının yanında yer yer nekrotik alanlar da görüldü. Imminohistokimyasal olarak, aktin primer antikoru, miyozin primer antikoru ve apopitotik durumu değerlendirmek için kaspaz-3 antikoru ile indüklenen preparatlar incelendiğinde, kontrol grubunda yoğun aktin ve miyozin miyofibril görünümleri varken, I/R grubunda azalmış aktin ve miyozin pozitifliği vardı. Dex grubunda, I/R grubuna göre artmış aktin ve miyozin pozitifliği saptandı. Kaspaz-3 kontrol grubu ise normal olarak saptandı (kaspaz-3 pozitif skoru 0-1), I/R grubunda artmış olarak (kaspaz-3 pozitif skoru 1-2) ve Dex grubunda ise normale yakın olarak (kaspaz-3 pozitif skoru 0-1) saptandı. Biyokimyasal olarak kan GSH ve MDA düzeylerine bakıldı. GSH; I/R grubunda, kontrol grubuna göre azalmış, Dex grubuna göre artmış olarak saptandı. MDA; I/R grubunda, kontrol grubuna göre artmış, Dex grubuna göre azalmış olarak saptandı. Sonuç olarak elde ettiğimiz histopatolojik, biyokimyasal ve imminuhistokimyasal sonuçlara göre, ratlarda deneysel olarak oluşturulan rüptüre abominal aort anevrizması modelinde Dex, alt ekstremite iskelet kaslarında I/R hasarını anlamlı oranda azalttığı belirlendi.
BI-RADS (Breast imaging and reporting data system) 4C ve 5 meme lezyonlarında biyopsi öncesi çekilen kısaltılmış meme manyetik rezonans incelemenin tanısal katkısı
(Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2021) Çetin, Eda Beykoz; Taşçı, Filiz
Meme manyetik rezonans görüntüleme (MRG), meme patolojilerini tanı ve tespitinde en yüksek duyarlılığa sahiptir. Ancak günümüzde meme MRG'nin kullanım alanları, çekim ve değerlendirme sürelerinin uzun olması, doğrudan veya dolaylı olarak daha yüksek maliyetle ilişkilendirilmesi nedeniyle ikinci basamak görüntüleme yöntemi olarak sınırlandırılmıştır. Bu kullanım alanları, MG veya US tetkiklerindeki tanısal problemlerin çözülmesi, primer tümör evrelemesi, tedaviye yanıtı değerlendirilmesidir. Kısaltılmış protokol meme MRG terminolojisi ilk olarak Kuhl ve ark. tarafından tanımlanmıştır. Kısaltılmış protokol, çekim ve raporlama süresini kısaltarak meme MRG'nin daha yaygın kullanımına olanak tanır. Bu çalışmanın amacı, kısaltılmış protokoller (AP) meme MRG'lerin, standart tam protokol (TP) meme MRG ve meme US ile etkinlikleri karşılaştırılarak biyopsi yönetimine katkısını değerlendirmektir. US incelemesinde BI-RADS 4C-5 olarak kategorize edilen lezyon ile biyopsi endikasyonu olan hastalardan, histopatolojik olarak meme kanseri varlığı kanıtlanmış 133 hastanın, meme MRG görüntülerini retrospektif olarak inceledik. Tüm MRG incelemeleri, Ocak 2016 ve Aralık 2018 tarihleri arasında 1.5 Tesla (T) sistemi (Siemens, Magnetom Aera Syngo MR, Erlangen, Almanya) ve 3 Tesla (T) sistemi (GE Healthcare, The Discovery™ MR750w, Amerika Birleşik Devletleri) ile özel meme koili kullanılarak elde olundu. 1.kısaltılmış Meme Protokolü (P1), postkontrast 2.dk ve substrakte görüntülerinden oluşurken, 2.kısaltılmış Meme Protokolü (P2), P1'e ek olarak DAG görüntüleri de içermekteydi. P1 ve P2, iki farklı radyolog tarafından ayrı ayrı, birbirlerine ve hastaların meme kanseri tanısı haricindeki bilgilerine kör şekilde değerlendirildi. Standart tam protokol meme MRG (TP) ise iki radyoloğun ortak konsensusu ile değerlendirildi. Malign lezyon odak sayısı, lokalizasyonu, uzun aks ölçümleri, aksiller metastatik lenfadenopati varlığı kaydedildi. US rapor verileri ve histopatolojik veriler, MRG değerlendirme bilgilerine kör üçüncü farklı bir radyolog tarafından kaydedildi. Protokoller arası uyum ile arka plan kontrastlanması ve parankim yoğunluğu aralarındaki ilişki değerlendirildi. Elde edilen kısaltılmış protokol MRG verileri, tam protokol MRG ve US verileri ile karşılaştırıldı. Tüm istatistiksel hesaplamalar, IBM SPSS 20.0 (Statistical Package for the Social Science, Chicago) programı kullanılarak yapıldı. Çalışmamıza dahil edilen 133 kadın hastanın yaş ortalaması 54.77±12.6 (yaş aralığı: 20-85) olarak bulundu. Hem P1'de hem de P2'de her iki okuyucunun lezyon lokalizasyon, odak sayısı ve boyut ölçüm parametreleri TP ile iyi veya mükemmel derecede uyumlu bulunmuştur (Kappa değerleri> 0.7, p< 0.05). Tüm MRG protokollerinde, malignite şüpheli odak sayısı, istatistiksel olarak fark olmamakla birlikte US'den daha fazlaydı. Bu nedenle MRG protokolleri ile US arasında lezyon odak saptama uyumu düşük-orta ve orta olarak bulundu (Kappa değerleri: 0.25-0.44 p< 0.001). Tüm MRG protokollerinde metastatik lenfadenopati saptama duyarlılığı US 'den yüksek iken özgüllüğü US'den düşüktü (p< 0.05). Kısaltılmış Meme MR görüntüleme ve raporlama, tetkik maliyetini düşürerek Meme MRG'nin daha sık kullanımına olanak sağlamaktadır. US ile %50'nin üzerinde malignite şüphesi olan bir lezyon saptandığında biyopsi öncesi alınan kısaltılmış protokol MRG incelemesi diğer şüpheli odakları ve lezyonun yaygınlığını göstererek biyopsi yönetimine katkı sağlayacaktır. Etkili bir biyopsi yaklaşımı ve doğru preoperatif değerlendirme ile nüks ve rezidüel hastalık oranı azaltılabilir ve hastalıksız sağkalım arttırılabilir. Çalışmamızın limitasyonları, retrospektif olması ve ikincil bakı US korelasyonun olmamasıdır.



















