Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@RTEÜ, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Akciğer kanseri tanısında kullandığımız girişimsel yöntemlerin etkinliğinin araştırılması
(Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2021) Kotan, Abdurrahman; Gümüş, Aziz
Giriş ve Amaç: Akciğer kanseri 20. yüzyılın ortalarından itibaren, özellikle sigara kullanımının artmasıyla önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Akciğer kanseri kanserojen maruziyeti ve genetik yatkınlığın kombinasyonu olarak ortaya çıkan bir hastalıktır. Akciğer kanserinin yıllık insidansı gelişmiş ülkelerde 100 000'de 19.6, gelişmekte olan ülkelerde 100 000'de 11.1 olarak bildirilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde erkeklerde en sık görülen kanser türüdür. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde akciğer kanseri erkeklerde mortalite oranında ilk sırada yer almaktadır. Hastaların büyük çoğunluğu tanı anında ileri evre olmaktadır ve cerrahi şansı bulunmamaktadır. Akciğer kanseri tanısı konulan hastalarda kullanılan tanı yöntemlerinin başında fiberoptik bronkoskopi (FOB) gelmektedir. Günümüzde transtorasik iğne aspirasyon biyopsi (TTİAB) kullanım sıklığı giderek artan bir diğer tanı yöntemidir. Çalışmamızda; kliniğimizde tanı konulan akciğer kanseri vakalarının epidemiyolojik özelliklerin belirlenmesi, tanı konulma sürecinde kullanılan yöntemlerin etkinliğinin saptanması ve bu yöntemlerin başarısını etkileyen faktörlerin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Ocak 2019 ile Aralık 2020 tarihleri arasında Rize Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Kliniği'ne başvurup, akciğer kanseri tanısı konulan hastalar retrospektif olarak incelenmiştir. Demografik bilgiler, yaşamsal veriler, görüntüleme ve işlem raporları dahil tüm hasta verilerine elektronik hasta kayıt sisteminden ulaşılmıştır. Ayrıca kliniğimiz bronkoskopi ünitesinde arşivlenen hasta kayıt defterlerinden ilgili tarihler arasındaki verilere ulaşılmıştır. Hastalarda 8. TNM sistemine göre evreleme yapılmıştır. Bronkoskopik bulgular İkeda sınıflamasına göre çalışmaya dahil edilmiştir. Bulgular: Akciğer kanseri tanısı ile araştırmaya dahil edilen 297 hastanın 279 (%93.9)'u erkek, 18 (%6.1)'i kadın hastadır. Hastaların yaş ortalaması 65.92 ± 8.98 yıldır. Sigara anamnezi değerlendirildiğinde aktif içici 116 (%39.1) kişi, bırakmış 171 (%57.6) kişi, hiç içmemiş 10 (%3.3) kişi olarak kaydedildi. Akciğer kanseri tanısı konulan hastaların %96.7'sinde sigara öyküsü saptanmıştır. En sık eşlik eden ek hastalıklar hipertansiyon (%31.6) ve koroner arter hastalığı (%26.9) olarak tespit edilmiş olup, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) oranı ise %10.8'dir. Kliniğimize ilk başvuru şikayetlerinin ilk üçü sırasıyla nefes darlığı (%40.1), göğüs ağrısı (%39.4) ve öksürük (%33) olarak belirlenmiştir. Akciğer kanseri tanısı konulan 297 hastada en sık görülen kanser tipleri %41.4'ü vi adenokanser, %38.7'si skuamöz hücreli kanser, %15.2'si küçük hücreli kanserdir. Tümöral lezyonların Toraks bilgisayarlı tomografide %59.6 oranında santral yerleşimli, %40.4 oranında ise periferik yerleşimli olduğu görülmektedir. Toraks BT değerlendirmesinde kitlelerin boyutu 51.6±22.9 mm idi ve akciğer kanserlerinin %38 oranında sağ üst lob ve %26.5 oranında sol üst lob yerleşimli olduğu tespit edilmiştir. Hastalarımızın %54.2'sinin tanı anında Evre 4 olduğu belirlenmiştir. Kliniğe başvuru ile tanı koyma süresi arasında geçen süre 19.3±13.8 gün olarak bulunmuştur. Tanısal yöntem olarak sadece FOB kullanılan hastalarımızın ortalama tanı süresi 12.7±6.6 gündür. Çalışmamızda patolojik doku tanısı elde edilen tanısal yöntemler sıklık sırası ile şöyledir; FOB (%46.5), TTİAB (%41.1), EBUS (%8.1), metastaz biyopsi (%2.3), rezeksiyon (%2). Genel toplamda 230 defa yapılan FOB işlemi en sık yapılan ve en yüksek oranda tanı elde ettiğimiz yöntemdir. FOB uygulanan hastalarımızın %82.2'sine bronş lavajı (BL), %70.9'una endobronşial forseps biyopsi (EFB), %22.6'sına fırça biyopsi (BF), %5.7'sine endobronşial iğne aspirasyon (EBİA) uyguladığımız sonucu çıkmıştır. Çalışmamızda uygulanan bronkoskopik yöntemlerinin tanı başarısı direkt tümör bulguları olan hastalarda EFB %86.8, BL %48.9, BF %68.4, EBİA %85.7 şeklindedir. Direkt bulgulardan kitle bulgusu saptanan hastalarda, radyolojik olarak santral yerleşimli lezyonlarda EFB istatistiksel anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda endobronşial forseps biyopsi, FOB ile yapılan örnekleme prosedürleri içerisinde en yüksek tanı oranına sahip işlemdir. Forseps biyopsi endoskopik inspeksiyonla kitle bulgusu saptanan ve radyolojik olarak santral yerleşimli lezyonlarda istatistiksel başarılı bulunmuştur. Forseps biyopsi ile birlikte yapılan bronş lavajı ve fırça biyopsisinin tanı konulmasında ilave bir katkısının olmadığı görülmüştür. Bronkoskopik biyopsi işlemlerinde birden fazla tekniğin birlikte kullanılmasıyla tanısal etkinliğin nasıl arttırılabileceğine yönelik çalışmalara ihtiyaç vardır.
Polietereterketona uygulanan farklı yüzey işlemlerinin yüzey pürüzlülüğü, faz değişimi ve bağlanma dayanımına etkisinin incelenmesi
(Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2021) Arslan, Emel; Çağlar, İpek
Amaç: Bu çalışmanın amacı, polietereterketona (PEEK) uygulanan farklı yüzey işlemlerinin yüzey pürüzlüğüne, kompozit rezin ile bağlanma dayanımına ve faz değişim analizlerine etkisinin incelenmesidir. Materyal ve Metot: PEEK bloklardan 5x5x2 mm boyutlarında toplam 140 adet örnek hazırlandı. Örnek yüzeyleri 1200 gritlik silikon karbid kâğıt ile standardize edildikten sonra farklı yüzey işlemleri uygulamak için 7 gruba ayrıldı (n=20); yüzey işlemi uygulanmayan örnekler kontrol grubu, sülfürik asit uygulaması, piranha çözeltisi uygulaması, Al2O3 ile kumlama, tribokimyasal kumlama, Er-YAG lazer ve plazma uygulaması şeklinde bölündü. Örneklerin yüzey topografik incelenmesi için profilometre cihazı kullanıldı. Örnek yüzey görüntüleri Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) ile elde edilerek elementel değişim analizleri Enerji Dağılım Spektrometresi (EDS) ile her gruptan bir örneğin faz değişim analiz incelemeleri X-Ray Difraktometre cihazı ile yapıldı. Örneklerin bağlantı yüzeylerine adeziv sistem uygulaması sonrasında 3 mm özel silindir kalıp aracılığıyla kompozit rezin uygulandı ve polimerize edildi. 24 saat 37 °C'de suda bekletilen örnekler 5 ile 55 ℃ sıcaklık aralığında 5000 döngü hızlandırılmış yaşlandırma işlemine tabi tutuldu. Örneklere Universal Test Cihazında makaslama bağlanma dayanım testi yapıldı. Elde edilen veriler tek yönlü ANOVA testi ve Tukey çoklu karşılaştırma testi ile p˂0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Elde edilen verilere göre, en yüksek yüzey pürüzlülük değeri Al2O3 ile kumlama grubunda (3.09 μm), en yüksek bağlanma dayanım değeri sülfürik asit (13.28 MPa) grubunda elde edildi (p˂0.05). Yapılan korelasyon analizi sonucunda yüzey pürüzlülüğü ile bağlanma dayanım değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Al2O3 ile kumlama ve lazer grubunda kontrol grubundan farklı pik noktaları izlendi. Sonuç: Çalışmada uygulanan tüm yüzey işlemlerinin yüzey pürüzlülüğü ve bağlanma dayanımını arttırdığı görüldü. Bağlanma dayanımı için yüzeydeki kimyasal değişimlerin fiziksel değişimler kadar önemli olduğu sonucuna varıldı.
Otel işletmelerindeki restoran ve mutfak departmanlarının günümüz teknolojisine uyumluluğunun tespit edilebilmesi için endeks oluşturulması
(Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Çalışkan, Gültekin; Yıldırım, Gülsün
Günümüzde şehirlerde yaşanan sorunların çözülebilmesi ve insan yaşamının kalitesinin artırılması amacıyla ortaya çıkan 'akıllı şehir' kavramı süreç içerisinde makro boyuttan mikro boyuta doğru gelişim göstermiş, akıllı destinasyon, akıllı turizm, akıllı otel gibi kavramlar ortaya çıkmıştır. Teknolojik gelişmeler ile birlikte ortaya çıkan akıllı konseptlerde yapılan yatırımların değerlendirilebilmesi ve ölçülebilmesi için çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmada akıllı şehir ile başlayan ve akıllı otel konseptine uzanan süreçte bir alt boyut olarak değerlendirilebilecek 'akıllı restoran ve mutfak' uygulamaları ele alınmıştır. Öncelikli olarak literatürde güncel akıllı restoran ve akıllı mutfak uygulamaları irdelenmiştir. Elde edilen bilgiler ile Cabi ve Erbaşı (2019) tarafından geliştirilen 'Akıllı otel işletmesi endeksi' akıllı restoran ve akıllı mutfak bağlamında revize edilmiştir. Oluşturulan bu endeksin yeterliliğinin saptanabilmesi için alanında uzman kişilerin görüşlerine başvurulmuş ve endeksin değerlendirilmesi istenmiştir. Uzman görüşünden elde edilen bulgular ile endeksin son hali oluşturulmuştur. Oluşturulan bu endeks Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yer alan beş yıldızlı otel işletmelerine uygulanmıştır. İşletmelerden alınan veriler doğrultusunda işletmeler TOPSİS tekniği kullanılarak günümüz teknolojisine uyum sırasına göre sıralanmıştır. Çalışma sonunda araştırmanın daha sonraki aşamalarında nasıl değerlendirilebileceği ve tüketicilere (turist) hangi hizmetlerin verilebileceği gibi konularda çeşitli öneriler sunulmuştur.
İlâhî irâde açısından rahmet ve gazap
(Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Yıldız, Cihan; Yavuz, Salih Sabri
İlâhî irâde açısından rahmet ve gazap sıfatlarının incelendiği bu çalışmada, kelâm ekollerinin ilâhî isim ve sıfatlara genel yaklaşımları, irâdenin anlamı ve diğer sıfat gruplarındaki yeri, rahmet ve gazap sıfatlarının kavramsal ve kelâmî açıdan incelenmesi, tezahürlerinin ele alınması ve aralarındaki ilişkiler incelenmiştir. Konunun soyut olması hasebiyle hemen her kültürün, her felsefî grubun, her düşünce akımının söz söyleyebildiği bir alan olduğu görülmektedir. Bu soyut genişlik, konuyu belli bir eksende anlatma ihtiyacı doğurmuştur. Bu sebeple Hanefi- Maturîdî kelâm anlayışını merkeze alınmış, diğer kelâmî görüşlere de yeri geldikçe değinilmiştir. Kelâm ekolleri, sıfatlara yaklaşımlardaki usullerini sıfatların ilişkisinde de korumuşlardır. Selefîler bir sıfatı diğeri ile açıklamayı ta'til kabul ederken, Eş'arîler rahmet ve gazabı ilâhî irâdenin farklı isimleri kabul etmiştir. Bütün fiilî sıfatları ezelî gören Mâturîdîler, rahmet ve gazabı da ezelî birer sıfat olarak Allah'a nispet etmişlerdir. İrâdeyi tekvînî ve teşrîi diye ikiye ayırmak Rahmâniyyetin tekvînî irâde ile Rahîmiyyetin ise teşrîi irâde ile doğrudan ilişkisini göstermektedir. Teşrîi irâdeye karşı direnen kişilere Allah'ın gazap etmesi, gazabın tezâhürlerini yaratması açısından tekvînî irâde ile ilişkilidir.
Obstrüktif uyku apnesi nedeniyle palatal cerrahi yapılan hastaların preoperatif ve postoperatif semptom, muayene ve laboratuvar bulgularının karşılaştırılması
(Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2021) Aydın, Ebru; Coşkun, Zerrin Özergin
Amaç: Obstrüktif uyku apne sendromu(OUAS), uyku sırasında üst solunum yolunun tekrarlayan kollapsları nedeniyle ortaya çıkan apne ve hipopneler ile seyreden, uyku bölünmelerinin eşlik ettiği, gündüz uykululuk haliyle karakterize kronik bir hastalıktır. OUAS kardiyovasküler hastalık, inme, metabolik sendrom gibi komorbid hastalıklara neden olmaktadır. Hastaların yaşam kalitesini bozmakta, iş ve trafik kazalarına yol açabilmektedir. Çalışmamızda palatal cerrahi endikasyonu ile opere olmuş OUAS hastalarında yapılan cerrahilerin etkinliğininin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmada kliniğimizde OUAS nedeniye palatal cerrahi uygulanan 58 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi. Hastaların demografik verileri, body mass index(BMI), boyun çevresi, gerçekleştirilen operasyonun tipi ve takip süreleri kaydedildi. Preoperatif ve postoperatif yapılan polisomnografi(PSG) ve fizik muayene bulguları, Epworth uykululuk ölçeği ve Pitsburg uyku kalitesi ölçeği skorları değerlendirildi. Postoperatif AHI değerinin preoperatif AHI değerine göre %50 veya daha fazla düşmesi ve postoperatif AHI değerinin 15'in altında olması cerrahi başarı kriterleri olarak kabul edildi ve hastalar bu kriterlere göre değerlendirildi. Bulgular: Palatal cerrahi uygulanan 47 hastanın operasyonu başarılı iken 11 hastanınki başarısız bulundu. Başarısız grupta preoperatif PSG'de oksijen satürasyonunun %70-80, %80-90 aralığında ve %90'ın altında geçirdiği uyku süresi yüzdesi değerleri başarılı gruba göre anlamlı olarak yüksek bulundu. Diğer preoperatif PSG verilerinde ve uykululuk ölçeği skorlarında başarılı ve başarısız grup arasında anlamlı farklılık görülmedi. Preoperatif BMI ile preoperatif PSG'de oksijen satürasyonunu %90'ın altında geçirdiği uyku yüzdesi arasında pozitif yönde ve zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki bulundu. Başarılı grubun uyku latansı dışındaki değerlerinde preoperatif döneme göre postoperatif dönemde anlamlı iyileşme görüldü. Başarısız grupta ise preoperetif ve postoperatif PSG ve uykululuk ölçeği verileri arasında anlamlı değişiklik görülmedi. Sonuç: Uygun endikasyon konularak yapılmış palatal cerrahiler OUAS için günümüzde etkin bir tedavi şekli olarak gözükmektedir. OUA'nın ağırlık değerlendirmesi ve palatal cerrahilerin etkinliği tek başına apne hipopne indeksi(AHI) ile değil özellikle oksijen desatürasyonu olmak üzere diğer PSG parametreleri ile de değerlendirilmelidir.



















